29 Ekim 2010 Cuma

Yasak elmanın lezzeti..

Yapmamamız gereken şeylerin peşinde koşarız bazen...Hem korkarız hem de bir şeylere karşı gelmenin gururunu taşırız..Tamamen açık kapılar varken , kapalı olanları tıklayıp kaçarız çoğu zaman..Tıklamayacak kadar korkak değilizdir , kapının arkasından neyin çıkacağını bekleyemeyecek kadar cesur olmadığımız gibi..

Hep yapma denilenin peşinden koşma isteğimiz olur..Yapılan şeyler zaten yapılır ve sıkıcıdır..Ya daha önce hiç yapmadıklarımız..Yapabilcek kadar yürekli miyiz ki ?

İlaçlar çocukların ulaşamayacağı yerlere konulur..Peki istediğimiz çoğu şey niye bizim ulaşamadığımız yere konulurki?

Onu alma denildi almadık ,  oraya gitme denildi gitmedik , bir sürü yasağa karşı gelemeden boyun eğdik hep..Peki ya yasak belirsiz bi yasak olsa..Nereden niye geldiği belli olmadan...Ya kalbimize bir yasak gelirse..

Sevmenin yasağı olursa işte , hapis cezasıdır bizim için..Nefes alamazsın , hareket edemezsin , konuşamazsın , sarılamazsın..Biliyorsun ki onu sevmemen gerekir..Ama seviyorsun , seveceksin işte !

Bu sefer yasağı kendi kendimize koymak zorundayız..Bir sebepten , her ne ise o sebep , bu sefer yasak kalbe konulur..Konulmak zorundadır..

Bundan sonra tek bir sorunun içinde boğulup gitmek çok kolay olabilir de..Seviyor muyuz , yasağı delmek mi istiyoruz..?

Hemen cevabı bulunamasa da illaki bir gün anlaşır ne istediğimiz..:)

Nedenini öğrenmektense saf bir sevgi her zaman daha güzel ve kolay olur..Saf ve karşılıksız..Daha önce gördük ki karşılıklı olanlar sonbahar ağacı gibi yapraklarını döküyor bir süre sonra..:)

Çoğu zaman kırılmaz bir cam fanusun içinde sunulan şeyler en güzel şeylerdir..Ne olduklarını bilmiyoruz ki belki çok güzeller !

 Kim , ne olursa olsun bu merakın ve isteğin kaynağı o değildir..Bizim onun hakkında "hiçbir şey"  bilmediğimizdir..

26 Ekim 2010 Salı

Sarmaşıklar içinde..

Herşeyin birbirine girdiği anlar vardır hayatta..Ender de rastlansa bu anlara , gerçekten şaşılası ve bir o kadar da ne yapılacağına karar verilemeyen zamanlar kendileri..Aynı anda her tarafınızdan bir şeylerin çektiği zamanlar..

Siz yeni bir şeylerin peşinde koşarken , geride bıraktığınız sevdikleriniz..Kimisi belki çok uzakta..Bazıları yakın olsa da görmeyecek kadar gözümüz kör..Görmek istemediğimiz bazı şeyler mi var , bunu kendimize söyleyebilecek kadar dürüst müyüz ki ?

Yeni bir heyecan oluyor gibi..Elde edemediğiniz bir şeye karşı bir heyecan..Her zaman niye yeni şeylere heyecan duyuyoruz ki..Çünkü sahip olduklarımıza hiç bir zaman sadık olamıyoruz..Biz bir şeyin peşinde koşarken , arkamızda bıraktıklarımızı , gördüklerimizi , görmediklerimizi ve bize olan çığlıkları duyamıyoruz..Gerçekten haksızlığın en büyüğünü yapıyoruz çoğu zaman..

Yada biz haklıyız..Her zaman istediğimizi elde etmeliyiz..Kesinlikle !!

Koşuyoruz büyük bir hızla..Ama daire çizmekten başka bir şey yapamıyoruz :) .. Aynı yerdeyiz hep..Zinciri bir kırabilsek..

Özlediklerimiz var..Bizi özleyenler olduğu gibi..Keşke aynı yerde aynı zamanda karanlık bir gecede elimizde şarap kadehleriyle buluşabilsek..Ölümsüzlüğümüze kadehlerimizi kaldırabilsek..Biz ölsek te sevgimiz ölecek mi ki ? Sanmıyorum...

Bardaktan boşanırcasına yağan hayat güzelliklerine ve anı yaşamaya niye şemsiye açıyoruz ki çoğu zaman ?

Yalnız mıyız acaba..Hiç gözükmediği kadar..Yalnızlığın tanımı tam olarak ne bilmiyoruz bile..Bazen bir odada tek başına kalmak , bazen derdini anlatamamak , bazen kimseyi anlamamak..Belki de hak ettiğimiz zamanlar oluyordur..En büyük suçumuz ise bir çok kişiye sahipken yalnız kalmayı tercih etmek..Biraz gözümüzü açabilsek...

Elimizi tutmaya çalışan ne kadar heyecan veriyor ki bize , bizim elini tutmaya çalıştığımız kadar...

Bütün bunların hepsi ve çok daha fazlası da aynı anda yakamıza sarılıyor ya..Çılgınca büyümüş bir sarmaşık gibi...

Ama...

Aradan yine güneş ışığı gözüküyor.. :) Parlak ışığı ve sıcaklığıyla tam karşımızda ..

24 Eylül 2010 Cuma

Çok karmaşık bir yol : Hayat

Hayat ne kadar da karmaşa...Evet bi hayat yolumuz var..Bazen son derece aydınlatılmış , ışıklarla dolu bir yol ; bazen ise direksiyonu tamamen bıraktığımız 6.hislerimizle tahmini bir şekilde ilerlediğimiz o büyüleyici , sonuna bir şekilde vardığımız ama vardığımızda fark edemediğimiz yol..

Hayat bir yol mudur , yoksa labirent mi ? Yoksa sadece bizi nereye götüreceğine karar veren , seçim hakkı tanımayan bir boru mu..

Hayatta oyuncu muyuz , yönetmen miyiz ? Yoksa ne için koşuşturduğunu anlamayan bir set işçisi mi..

Günlük hayattaki bir sürü önemsiz şeye anlık şekilde takılıp kalıyoruz , oradan oraya atlıyoruz ki nereden geldiğimizi , nereye gideceğimizi unutuyoruz..Ne için gittiğimizi de..

Bazen kimi sevdiğimizi bile unutuyoruz..Bizi kimin sevdiğini de..Anlamsız şeylerin peşinde koşarken en yakınımızdakinin gözyaşı bile bizi kendimize getiremiyor..

Bazen o kadar çok şey istiyoruz ki , hepsini düşünürken neyi niye istediğimize bile karar veremiyoruz..

Çok haksızlık yaptığımız da oluyor, haksızlığa uğradığımız da..

Yaptığımız hataları ne güzel de tekrarlıyoruz yeniden..Bu son oldu dediklerimizin kaçını son kez yapmış bulunuyoruz ki ?

Bazen arkadaşlarımızdan ayrılıyoruz..Yeni arkadaşlarımız oluyor..Peki yeniler eskilerin yerini tutabilecek mi ? Beraber geçirilen zamanlar , paylaşılan onca şey kağıdın üzerindeki mürekkebin suya düştüğündeki gibi akıp gidecek mi ?

Bundan sonra da şimdiye kadar olduğumuz kadar şanslı olacak mıyız ki ?

Ama bütün bu kaygıları , karmaşayı bir tarafa atıyoruz da her sabah güneşin doğuşuyla yepyeni ümitlerle uyanıyoruz ya..İşte hayatın bitip tükenmek bilmeyen enerjisi de buradan geliyor..Bir şekilde mutlu olmayı becerebiliyoruz ya..Çok şükür..

Öleceğimizi bile bile hiç ölmeyecekmişiz gibiyiz ya..Daha ne :)))

                                                                                                
                                                                                                       KazımCanULAŞ