7 Aralık 2013 Cumartesi

Boşlukta bir kayık II

Debelene debelene giden bir kayık
Uzaktan ne gözükürse gözüksün
Bitiyor her şey sırayla artık
Gözünü kapattıkça istemediğini görürsün

Boşluktasın koca bir boşluk..Anlatılamayacak kadar boş, anlatman gerektiğini hissettirecek kadar da dolmuşsundur bu koca boşlukta..Bilemezsin önünde ne var olduğunu, arkana bakarken gözlerin bozulmuştur bile..Kulaç atarsın ama aslında çoktan kumsala vurmuşsundur..Denizin suyu teninden buharlaşmış, tuzu derini yakmakta..Alışık değil misin ki yanmaya?

Yarattığın sahte melankoliyi özlemiyor musun gerçekten, gerçekten kötü bir durumdayken? Melankoli tiyatron aslında dünyanın en eğlenceli yeriymiş değil mi sadece alkış beklerken..

Ne zaman kulağını kapadın her şeye? Ne zaman sustun? Ne zaman gözlerini yumdun yemin etmişcesine?

Her şeyin güzel yüzünü görebilecek zamanı beklemekteyim..

Her şeyin güzel yüzü..

Kendimin bile..

3 Kasım 2013 Pazar

Boşlukta bir kayık I

Ne kadar uzun anlatırsam anlatayım, anlayabileceğinin kısalığı değişmez.

Çok çabalasam da, çoğu noktada, hiçbir şekilde ipler elime geçmez..

Ben neler düşünsem de..

Hayatı, yelkenimi doldurup gitmek zannederken..

Rüzgarsız kalırım bir anda..

Çarşaf gibi olurum aynı deniz gibi, kaptan-ı derya sandığım o cihanda..

29 Ekim 2013 Salı

Çok Karmaşık

Ne aklıma gelirse yazayım. Yazayım da ne anlatayım? Ne anlatabilirim?

"Sarmaşıklar içinde" dediğimde henüz sarmaşık görmemişim meğer. "Yasak elmanın lezzeti" dediğimde ise yasak ne demek bilmiyordum bile. Çok yazıyı yazarken hissederek yazdım tabi ama yaşayarak yazamamak çok daha ağrılı bir yük. Ama evet, "mutluluk bir puzzle"mış! Yazılanlar belki her damlayı gösteremese de, uzaktan bakıldığında denizin dalgalı mı yoksa sakin mi olduğuna karar verebilecek kadar fikir vermeye çoktan hazırmış gibi...

Hayat yolunda korkak ilerlemeye mecbur bırakıldık gibi. Her şeyi bir kenara fırlatmak istesem de; sağ kefeye meyveyi koyup, sol kefeye de onun ağırlığındaki kurşunları dikkatle koyan manav kadar dikkatli bir denge hesabı yapmak sadece gözleri değil, beyni ve kalbi de yoruyor. Sağ kefede unutulmayı bekleyen güzel anılar ağır bastıkça, sol kefeye yaşanmaya devam edilen hayat ve acı da kurşun soğukluğundaki ağırlığı koyuyor usanmadan.

Soğuk duş üzerine karlara atılmış gibi hissetmek de geçicidir, her akışa aykırı his gibi. Ama atılmışsındır sonuçta, belki sonra bedenin ısınsa da kafan soğuk kalır. Kalbin donmuştur belki de bir daha hiç hareket etmemeye yemin etmişcesine. Sanki her tarafını sarmışlar, özgürlüğünü yok etmişler ama gelip yanına söylemiyorlarmış gibi. Ne kaçmana izin veriyorlarmış gibi, ne de boğazına sarılmış eller seni boğuyor. Ne etkin var, ne etkileşimin.

Zamanla geçse de, neyin geçtiğini fark etmeden yaşanılan uyuşuk bir hikayeyi tercih etmenin adı demek korkaklık değil ki; çok rağbet görüyor. İnsanlar unutmaya yemin etmiş sanki. Herkesin ortak sahip olduğu tek şeyin "tek bir an" olduğunu da unutmuşlar belli ki. Önce, şimdi, sonra fark etmez. Şimdi ve tek bir an. Eskiden olduğu gibi. Ama her zaman tek. Tek olduğu için de değerli. Üstelik geri de gelmiyor işte, ne kadar çağırırsan çağır. Gitmeye de yemin etmiş işte, koşarak kayboluyor ufukta. Gözlerimiz ufukta kaldı, biraz da nemli gözlerimiz. Gözyaşları ise yer çekiminin emrinde.

Şanssızlıklarımızı şans, kayıplarımızı kazanç, anlamsızlıkları ise anlama hakikatle çevirebilecek biri olabilmek, boynumuzun değil yolumuzun borcu herhalde. Yada yola boyun eğmek zorunda olduğumuz için boynumuzun. Eğik kalıyor boynumuz yolda ilerledikçe. Büyümek ense kökümde ağrı yaptı doktor, hem de geçmiyor.

Daha iyi anladıkça, bir yandan da anlayamamaya devam etmek. Zaman aktıkça, her şeyin daha da dağılması ve karışması. Fizikteki "entropi" sanki hayatımızda da etkin bir kanun.

Hayat gerçekten bir gece yastığa başınızı rahat koyup uyumak aslında. Yorgunluktan uyumanın da tadı bağımlılık yaratsa da, sağlıksız.

Çok vardı sevdiğim insan, en iyi ihtimalle hepsi de beni severdi. En iyi ihtimal olmasa da, iyi ihtimallerden birini yaşıyorum sanırım. Bir kısmı hayatın bana salladığı elekten geçemedi, yanımda kalamadı. İyi ihtimallerden birini yaşıyorum, elekten geçen geçene..Sağ olsunlar..Geçen de geçemeyen de sağ olsun..

Okuyan vardır da, okuyabilen var mı?





17 Ağustos 2013 Cumartesi

Boşluk

Boşluktayım. Boşluktayız, hem de hiçbir zaman doldurulamayacak bir boşluk bu. En tanıdık olduğun sese kulaklarının tıkanması, en alışkın olduğun görüntünün göze görünememesi bu sefer. En sıcak şeyin elini buz kesmesi bu seferki. Gerçteken başka bir boşluk oldu bu, bir kere olacak bir boşluk, en büyük olan belki..

Tek fotoğrafınla dolsa da gözler, boşluk dolmuyor inatla. Kalpler dolsa da heyecanla, umut doldurmuyor bu sefer.. Hep bir eksiklik.. "Eksi" işaretini öğrenmiştik ilkokulda, hani şu çıkarma işleminde kullanılan.. Ne gerek vardı oysa ki çıkarmaya, herşey toplanarak gitseydi ya.. En azından güzellikler çıkarılmasaydı.. Matematik kuralları yanlış mı koydu acaba?

Sen anca toplama yapabilirdin, her zamanki sevgi ışığınla..Topladın tüm sevenlerini etrafımıza..İyi de topladın.. Fakat seni bizden çıkarman hiç mi hiç yakışmadı, gerek de yoktu bana sorarsan.. Sen bilirsin, sen iyisini düşünmüşsündür herkes için.. Reissin sonuçta, aile reisi..

Bıraktın gittin açarak koca boşluğu hayatımıza..Biz ise her zaman en çok güvenip de ayaklarımızı bastığımız zemini kaybetmenin hüznünde yuvarlandık bu boşluğa..Bu farklı oldu ama; ne uyandıran rüyalara, ne de sıradan bir boşlukta olmaya benzedi bu.

İlk kez bir boşlukta düşmeden duruyorum asılı, ne sağa ne sola..Ne aşağı ne yukarı..Asılı kaldım adeta koca bir boşlukta..Düşemeden.

9 Ağustos 2013 Cuma

Haydi Abbas vakit tamam...

Önce yazı yazılır, sonra başlık..Ne yalan söyleyeyim; başlığı atıp başladım yazmaya..

Önünde kadehin, açardın Mustafa Keser'den "Haydi Abbas vakit tamam" şarkısını..Çakırkeyifliğin ve o duygusal narin gönlünün verdiği ağırlık çökerdi gözlerine gece yarısına doğru..Arkadan da gelirdi Atatürk'ün dizlerini vura vura son valsini yaptığı gecenin filmini izlemek..Sen de vurmuştun dizlerini torununla oyun oynama peşine düştüğünde..Şimdi biz de dizlerimizi dövüyoruz, sana olan özlemimizden, ani vedana alışamadığımızdan.."Vakit tamam" dedin gerçekten de, sen hakkaten dediğini yapan adamdın..Sözünün eri olduğunu bilirdim de, bu kadarı da fazla geldi be baba..Kafana koyduğunu yaptığını bilirdim de, bu sefer olmadı gerçekten..Sen hakiki adammışsın..
Bize bir sürü anı bıraktın..Babamla benim hikayemi bıraktın bana..Doyasıya yaşattın insanın babasıyla yaşayabileceği güzel şeyleri..Merak etme hep iyi şeyler bıraktın..En kötü mirasın "Babam ve Oğlum" filmini, artık benim de ağlayarak izleyecek olmam..Sen de ağlayarak izledin defalarca..Sen 4 yaşında kaybetmiştin babanı, ben 21'imdeyken.. Büyüttün bizi be baba, hep büyüttün..Bırakıp gittin uzaklara, hala büyütüyorsun..Sen ne büyük adammışsın be adam..Her babanın hayalidir ya çocuğunun kahramanı olmak, onu da oldun gittin..Denizlerin fatihi de yaptın, hani o ağzına sığdıramadığın "Boğaziçi"ne de soktun gittin..Ne iyi şey varsa başımıza gelen, sen getirdin gittin be baba..
Torunun elinde resmini tutarak geziyor evde, dede diyor inatla her gün..Unutmuyor o da baba..Efe unutur mu hiç..Biz unutur muyuz..
Bu sabah ilk kez tek gittim bayram namazına baba..Sabah da kalktım zorlanmadan.."Sabah uyanamazsan bırakıp giderim" diyordun bayram arefelerinde, sen bırakıp gitmiştin ama yine de uyandım ben sabah erkenden baba..İlk kez mezarlıkları da gezmeye senle çıkmadım, ama alışkanlık bozulur mu hiç, senle beraberdik yine mezarlıkta..Yanyana geldik, bu sefer annemle ablam da geldi..İlk kez dördümüz mezarlık ziyareti yaptık belki de..Yine birleştirdin be baba bizi..Sen yine öğrettin baba..Varlığın da öğretmişti, yokluğun da öğretiyor..
Kocaman bir depo içindeki tonlarca kelime, ufacık bir delikten dökülmeye çalıştı şimdilik baba..O yüzden de başlık önce yazı sonra geldi belki..
Sen önce yazıyı yazmıştın ama..
Sonunda da başlığı attın..
Biz de okumak zorunda kaldık..
"Vakit tamam"