29 Ekim 2013 Salı

Çok Karmaşık

Ne aklıma gelirse yazayım. Yazayım da ne anlatayım? Ne anlatabilirim?

"Sarmaşıklar içinde" dediğimde henüz sarmaşık görmemişim meğer. "Yasak elmanın lezzeti" dediğimde ise yasak ne demek bilmiyordum bile. Çok yazıyı yazarken hissederek yazdım tabi ama yaşayarak yazamamak çok daha ağrılı bir yük. Ama evet, "mutluluk bir puzzle"mış! Yazılanlar belki her damlayı gösteremese de, uzaktan bakıldığında denizin dalgalı mı yoksa sakin mi olduğuna karar verebilecek kadar fikir vermeye çoktan hazırmış gibi...

Hayat yolunda korkak ilerlemeye mecbur bırakıldık gibi. Her şeyi bir kenara fırlatmak istesem de; sağ kefeye meyveyi koyup, sol kefeye de onun ağırlığındaki kurşunları dikkatle koyan manav kadar dikkatli bir denge hesabı yapmak sadece gözleri değil, beyni ve kalbi de yoruyor. Sağ kefede unutulmayı bekleyen güzel anılar ağır bastıkça, sol kefeye yaşanmaya devam edilen hayat ve acı da kurşun soğukluğundaki ağırlığı koyuyor usanmadan.

Soğuk duş üzerine karlara atılmış gibi hissetmek de geçicidir, her akışa aykırı his gibi. Ama atılmışsındır sonuçta, belki sonra bedenin ısınsa da kafan soğuk kalır. Kalbin donmuştur belki de bir daha hiç hareket etmemeye yemin etmişcesine. Sanki her tarafını sarmışlar, özgürlüğünü yok etmişler ama gelip yanına söylemiyorlarmış gibi. Ne kaçmana izin veriyorlarmış gibi, ne de boğazına sarılmış eller seni boğuyor. Ne etkin var, ne etkileşimin.

Zamanla geçse de, neyin geçtiğini fark etmeden yaşanılan uyuşuk bir hikayeyi tercih etmenin adı demek korkaklık değil ki; çok rağbet görüyor. İnsanlar unutmaya yemin etmiş sanki. Herkesin ortak sahip olduğu tek şeyin "tek bir an" olduğunu da unutmuşlar belli ki. Önce, şimdi, sonra fark etmez. Şimdi ve tek bir an. Eskiden olduğu gibi. Ama her zaman tek. Tek olduğu için de değerli. Üstelik geri de gelmiyor işte, ne kadar çağırırsan çağır. Gitmeye de yemin etmiş işte, koşarak kayboluyor ufukta. Gözlerimiz ufukta kaldı, biraz da nemli gözlerimiz. Gözyaşları ise yer çekiminin emrinde.

Şanssızlıklarımızı şans, kayıplarımızı kazanç, anlamsızlıkları ise anlama hakikatle çevirebilecek biri olabilmek, boynumuzun değil yolumuzun borcu herhalde. Yada yola boyun eğmek zorunda olduğumuz için boynumuzun. Eğik kalıyor boynumuz yolda ilerledikçe. Büyümek ense kökümde ağrı yaptı doktor, hem de geçmiyor.

Daha iyi anladıkça, bir yandan da anlayamamaya devam etmek. Zaman aktıkça, her şeyin daha da dağılması ve karışması. Fizikteki "entropi" sanki hayatımızda da etkin bir kanun.

Hayat gerçekten bir gece yastığa başınızı rahat koyup uyumak aslında. Yorgunluktan uyumanın da tadı bağımlılık yaratsa da, sağlıksız.

Çok vardı sevdiğim insan, en iyi ihtimalle hepsi de beni severdi. En iyi ihtimal olmasa da, iyi ihtimallerden birini yaşıyorum sanırım. Bir kısmı hayatın bana salladığı elekten geçemedi, yanımda kalamadı. İyi ihtimallerden birini yaşıyorum, elekten geçen geçene..Sağ olsunlar..Geçen de geçemeyen de sağ olsun..

Okuyan vardır da, okuyabilen var mı?





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder