Yazacak çok şey var, düşünecek ne çok şey var.
Hayat düğüm düğüm olur boğazında, zor olur hesaplaşması.
Daha kolaydır filmi izlemek, oyuncu olmaktansa.
Lezzetsiz yemekler sağlıklıdır çünkü. Niyeyse?
Ne bekliyorum? Ne istiyorum? Bilmiyorum. Bilenler bilmeyenlere anlatabilse keşke. Okudukça unutuyorum bildiklerimi, yaşadıkça uzaklaşıyorum hayattan. Kendi yaşamımı canlı değil banttan izlemek koyuyor sanki.
Biraz biraz şans da gerekir insana, mevcut olduğunda kendini belli etmez bu şans. Mütevazidir şans, olmadığında yokluğunu hissettirecek kadar da gururlu.
Düğüm atılmış bir ip elindeyken; ipin pürüzsüz şekilde gitmesini beklemek, yada her şeyin sebebi olarak o düğümü görmek. Çocuksu olmak belki bir şeyler anlatır ama çoğu şeyi açıklamaz. Olgunluk açıklayıcıdır fakat daha sessizdir. Boğazı bir kere düğüm düğüm olan, konuşmanın yükünü bilendir. Hatta sessiz olmanın da.
Ne bu melankoli diye sorma sen de artık. Anla işte beklenti sarayları yıkıldı bir depremde. Sağlam bir deprem, bütün çatlakları çıkardı ortaya. Çıkarmakla kalmadı, yıktı zayıf kolonları. Katlar birer birer düştü. Üst üste alt alta...
Yıkıldı beklenti sarayları. Ne beklendiği belli bile olmayan koca saraylar yıkıldı bir seferde, her seferde. Ego müştemilatının halini ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Yerle yeksan.
Toz bulut oldu tabi ortalık. İsli, kapkara dumanlar aldı her yeri. Göz gözü görmedi. Yeni yeni kalkıyor toz duman. Enkaz şimdi çıkıyor ortaya. Çıktıkça belli ediyor yaşanan her şeyi.
Şimdi belki temizleme zamanı ama, yorgunluk var. Ve yerine dikilecek mütevazı bir kaç kulübe inşa etmek gerekebilir.
Canlı yaşadık, banttan izliyoruz.
Alt yazısız geçiyor hayat filmi gözümüzün önünden, anlayamıyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder